Anasayfa / Dünya / Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti

Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti

İlk insan yerleşimleri günümüzden 15 bin sene önceye dayansa da bu toprakların Avrupa tarafından keşfi sadece 500 sene önceye gidiyor.

Adı , İspanyol denizci Alonso de Ojeda tarafından verilmiş. Ojeda, Maracaibo Gölü kıyısında kazıklar üzerine inşa edilmiş ahşap evleri görünce bölgeye “Küçük Venedik” adını müsait görmüş, yani Veneziola…

Kristof Kolomb da, üçüncü keşif gezisinde ulaştığı bu topraklar için İspanya Kral ve Kraliçesine yazdığı mektupta “yeryüzündeki cennete geldim”, demiş.

Eşsiz nebat örtüsü, biyolojik çeşitliliğin renklendirdiği doğası yerine, günümüz Venezuelasını daha çok, kronik siyasi ve ekonomik sorunları ile biliyoruz. Bir de, dünyanın en aka petrol rezervine sahip ülkesi olarak.

SİMON BOLİVAR’IN SİYASİ MİRASI

1522’den itibaren İspanyolların sömürgeleştirdiği bu topraklar, 1811’de Fransisco de Miranda önderliğinde müstakil bir cumhuriyete dönüştü. Ama tam bağımsızlık, melez bir ailenin asker ve siyasetçi oğlu Simon Bolivar sayesinde gerçekleşti. General Bolivar ve silah arkadaşları 1821’de Venezuela, Kolombiya, Ekvador ve Panama ile beraber “Büyük Kolombiya Cumhuriyeti”ni kurdu… Asıl hayali, tüm kıtaya yayılmış “Birleşik Latin Amerika Devleti” olan Simon Bolivar, siyasi rakiplerinin engellemeleri sonucu bu hayalini gerçekleştiremedi. Üstelik kurduğu devletler birliği de onun tarih sahnesinden çekilmesiyle dağıldı.

Simon Bolivar (1783-1830)

Fakat emperyalizme karşı verdiği mücadele, özgürlükçü ve eşitlikçi temellere dayanan siyasi mirası Latin Amerika halklarının yüreğinde gizli kaldı. Bu yüzden adı sokaklara, kentlere, ülkelere verildi. Venezuela onun öğretisini devlet ideolojisi olarak kabul etti. Latin Amerika’da evvel emperyalist güçlere, daha sonra kapitalist kapital grupları ve sömürgeci yönelimlere karşı verilen derhal her mücadele “Bolivarcı Hareket” olarak adlandırıldı. Küba’dan Şili’ye, Meksika’dan Bolivya’ya, bilhassa sol tandanslı siyasi hareketler onun mirasından ilham aldı.

1958’E DEK DİKTATÖRLER YÖNETTİ

1958’e kadar ardı ardına diktatörler tarafından yönetilen ve sayısız siyasi kargaşa dönemi geçiren Venezuela ise, bu tarihten itibaren demokrasiye adım attı. 1992’de Hugo Chavez’in başını çektiği başarısız vuruş dış tutulursa 2002’ye kadar siyasi hayat duygulu ve kırılgan bir çizgide seyretti… Soğuk Harp boyunca güçlenen sol akımların askeri darbelerle engellendiği Latin Amerika’da, Venezuela, müttefiki ABD tarafından “model ülke” olarak sunuldu. Fakat bu “görece” politik istikrar beraberinde ekonomik istikrarı getirmedi. Başta petrol olmak üzere ülkenin tabii kaynakları rasyonel bir şekilde kullanılıp sürdürülebilir büyümeye ulaşılamadı. Sadece petrol geliri üzerine kurulan ekonomik sistem petrol fiyatları gerileyince sıkıntıya girdi. Refahın eşit dağıtılamaması da aka kentlerin çevresinde yaşayan fakir kesimin ayaklanmasına sebep oldu. 1989’un Şubat ayında yaşanan ve Caracazo olarak adlandırılan başkaldırı ve yağma olayları güçlükle bastırıldı. Venezuela’nın mali yönetimini devralan IMF kamu harcamalarını kısınca Hugo Chavez gibi sosyalist subayların vuruş planları için de zemin oluştu. 

Darbe girişimi nedeniyle iki sene hapis yatan eski Yarbay Hugo Chavez, siyasal mücadelesinin sonucunu son 1998’de aldı. O sene girdiği devlet başkanlığı seçimlerini kazanan Chavez, koltuğa oturduğunda üç şeye sahipti; Karizma, vizyon ve siyasetini şekillendirebileceği maddi kaynak, yani petrol geliri… 

Arkasındaki kamu desteğini konsolide etmek için ardı ardına seçimlere gitti. Yeni bir anayasa hazırlamak üzere “Kurucu Meclis” toplanması talebi Nisan 1999’daki referandumda kabul edildi. Üç ay sonra yapılan “Kurucu Meclis” seçimlerinde Chavez yanlıları 131 sandalyenin 125’ini kazandı. Hazırlanan yeni anayasa ile devlet başkanının yetkileri arttırıldı, vazife süresi 6 yıla çıkarıldı. Ayrıca devlet başkanına üst üste iki devre vazife yapma hakkı tanındı. Temsilciler Meclisi ve Senato’dan oluşan yasama organı tek kanatlı bir Kongreye dönüştürüldü. Ülkenin resmi adının önüne “Bolivarcı” Venezuela Cumhuriyeti, şeklindebir ideolojik tanım getirildi. Temmuz 2000’de Chavez yeniden seçilirken, taraftarları da Kongre’de çoğunluğu elde etti… Seçimin derhal ardından petrol ve doğalgaz kaynaklarının işletilmesini yabancı sermayeli şirketlerden alıp devlet bünyesine taşıyacağını açıkladı. Bu kamulaştırma eğilimi ve sosyal devlet uygulamaları ekonomik ayrıcalıklarını kaybetmek istemeyen kesimlerden ve ABD yönetiminden tepki çekti.

Hugo Chavez ülkede ABD karşıtlarının sembolü durumunda 

CHAVEZ İLE FARKLI BİR VENEZUELA

İşte o kesimler artık Chavez’i durdurma vakti geldiğine inanıyordu… Nihayet, medya patronları ile iş dünyasının mühim bölümünün desteğini saha bir öbek üst rütbeli subay, 11 Nisan 2002’de Başkanlık Konutunu bastı ve Chavez’i bir askeri üsse götürdü. Devlet Başkanlığına işadamı Pedro Carmona’nın getirildiğini açıklayan askerler, 48 saat içerisinde kamu desteğinden mahrum olduklarını anladılar. Hugo Chavez’e bağlı birlikler ve halkın işbirliği sonunda devrik şef 14 Nisan’da başkente ve görevinin başına art döndü. Artık farklı bir Venezuela vardı.

Temelleri sömürge döneminde atılan ve keskin sınıflaşmaya dayanan Venezuela’nın sosyo-ekonomik yapısının doğurduğu sorunlar, 15 yıllık Chavez yönetiminde radikal yöntemlerle çözülmeye çalışıldı. Petrol gelirlerinin, nüfusun çoğunluğunu oluşturan alt ve alt-orta sınıflara ücretsiz eğitim ve sıhhat hizmetleri ile besin yardımı için harcandığı bir idare modeli inşa edildi. “Bolivar Misyonu” olarak adlandırılan bu modelle fakir kitleler rahatlatıldı. Ancak kalıcı yatırımların yetersizliği, işsizlik ve ev gibi sorunların çözümünde ilerleme sağlanamadı. Çünkü Venezuela ekonomisi aslında, “bolluk paradoksu” adı verilen bir döngü, ya da hastalığın pençesindeydi. Yani, varlıklı tabii kaynaklar nedeniyle ekonomisi çeşitlenmemiş, endüstri ve altyapı için fonlar oluşturmak yerine her iktidar kendi meşrebince gelirleri aka bir savurganlıkla harcamıştı. Bu hastalık Chavez döneminde de devam etti… Örneğin, ülkede elektrik üretecek yeni baraj ve santraller için adım atılmadı. Uzun süreli elektrik kesintileri olağan yaşamın parçası haline geldi. Üretmeden tüketen memleket dışa bağımlılıktan kurtulamadı. Petrolden gelen mali kaynak Chavez’i destekleyen kişilerin yürütüğü projelere aktarıldı, ama bunların mühim bölümü reel ekonomiye katkı sağlayacak nitelikte değildi. Devlet fonları, Chavez’in oy deposu olarak baktığı kesimlere yönlendirildiği için “rüşvet fonu” şeklinde tanımlanıyordu.

Venezuela hiper-enflasyonla boğuşuyor, asgari ücret 10 doların altında

VENEZUELA TİPİ 21’İCİ YÜZYIL SOSYALİZMİ

Chavez, iktidarını sağlamlaştırmak için kısa vadeli çözümlerle ülkeyi yönetirken, “21nci asır sosyalizmi” adını verdiği programla bankacılık ve medyadan madenciliğe kadar farklı sektörlerde etkinlik gösteren hususi girişimler kamulaştırıldı. 2004’e gelindiğinde Chavez referandumlar yoluyla anayasada üst üste değişiklikler yaptı ve ülkede kuvvetler ayrılığı da fiilen sona erdi. Ülkeyi çoğunlukla kendi başına aldığı kararlar ve Meclis’in göstermelik onayı ile yönetti.

CHAVEZ’İN ABD İLE YILDIZI HİÇ BARIŞMADI

Hugo Chavez’in iktidara geldiği günden itibaren ABD yönetimi ile yıldızı barışmadı. George W. Bush yönetimini işgalci ve sömürgeci olarak tanımlayan Chavez, kendisine yönelik vuruş girişiminin arkasında ABD’nin olduğunu savundu. Özellikle enerji sektöründeki kamulaştırma hareketinden dolayı cezalandırılmak istendiğini söylüyordu. ABD’yi “tarihin gördüğü en azılı terör devleti” diye tanımlarken, iki ülke, 2010’da karşılıklı olarak büyükelçilerini art çekti… ABD, Chavez yönetimini zayıflatmak amacıyla 2002’den itibaren farklı sektörlerde bu ülkeye karşı yaptırımlar uygulamaya başladı. Önce finans, ardından besin ve sıhhat alanlarında tedbirler saha Washington, öbür yandan en çok ham petrol tedarik ettiği bu ülkeye karşı dikkatli bir tutum izledi. Venezuela ise, ABD’deki 5 ayrı rafineride aka ortak olmasına rağmen, istediği hacimde üretim gerçekleştiremediği için bu ülkeye yaptığı satışın miktarı azaldı… Fakat Trump yönetimi 2017 Ağustos’undan itibaren Venezuela’nın petrol satışına kısıtlamalar uygulamaya başladı. Son olarak, Nicolas Maduro’nun yeni devlet başkanlığı dönemini kabul etmeyen Trump ve ekibi, Venezuela’nın devlete ait petrol şirketi PDVSA’nın Amerika’daki mal varlığı ile gelirlerine el koydu. Trump’ın ulusal emniyet danışmanı John Bolton bunları geçici devlet başkanı ve onun hükümetine aktaracaklarını açıklarken, Maduro’nun muhalif liderlere karşı harekete geçmesi halinde katı karşılık vereceklerini söyledi.

Devletin petrol şirketi PDV’nin Caracas’ta bir benzin istasyonu

UCUZ PETROL VENEZUELLA İÇİN SONUN BAŞLANGICI OLDU

Bugün yaşanan siyasi krizin arkasında ana hatlarıyla bu olaylar silsilesi yatıyor. Venezuella’da işlerin kötüye gitmesi, uzmanlara göre, 2008 küresel ekonomik kriziyle başladı. Bu dönemden itibaren enflasyonun yükselmesi, uzun süreli elektrik kesintileri, anormal düzeydeki bireysel silahlanma, organize suçlar ve yoksulluktan kaynaklanan cinayetlerdeki artış da eklenince Venezuella’da umumi tablo daha da kötüleşti. Ülke ekonomisine en aka darbeyi ise, petrol fiyatlarının 2013’den itibaren gerilemesi vurdu. Uzun süre 60-70 dolar seviyesinde kalan ham petrol fiyatları ülkenin ulusal nakit birimi Bolivar’ı zayıflattı. Artık tek kaynaktan beslenen Venezuela ekonomisi çöküş sürecine girmişti. Hugo Chavez’in Mart 2013’de ölümüyle ekonomik göstergeler, tahmin edilenden daha hızlı ve katı biçimde düşüşe geçti. Bu sırada iktidarı devralan halefi Nicolas Maduro, az bir oy farkıyla devlet başkanlığı görevini üstlendi… Ama devraldığı tek şey sadece bir koltuk değil, gerçek bir enkazdı.

3 MİLYON İNSAN BAŞKA ÜLKELERE GÖÇ ETTİ

Bugün gelinen noktada “Chavez Devrimi’nin iyi yönetilemediği ya da başarısız olduğu” iddiası tartışılıyor… öbür yandan, Maduro’nun her şey kötüye giderken, iktidar savaşını önde tutması nedeniyle sorunların daha da derinleştiği konuşuluyor. Bu harp sonucu Venezuela daha ağır ekonomik yaptırımlara maruz kalırken, besin stoklarının tükenmesi, hiperenflasyon, işsizlik ve artan suç oranı ülkeyi teslim almış görünüyor. Kamuoyu araştırmalarına göre, “Bolivarcı Devrim”in ana motoru olarak tanımlanan gecekondularda da artık Maduro iktidarına karşı eski desteğin olmadığı anlaşılıyor. Ekonomik sıkıntıların yanında muhaliflere karşı baskı, medyanın susturulması ve protestolarda ordu ile polisin orantısız zor kullanması Venezuela siyasetindeki görüntüyü bulanıklaştırıyor. Bu koşullar nedeniyle 32 milyon nüfusa sahip ülkeden göç ve sığınma talebiyle 3 milyonu aşkın insanın diğer ülkelere gittiği tahmin ediliyor. Kolombiya, Panama, Brezilya ve ABD bu ülkelerin başında geliyor.

Elbette, ABD’nin sert, müdahaleci tavrı ile uyguladığı ambargoların da Venezuela ekonomisi üzerinde ağırbaşlı baskı oluşturduğu aşikar. Washington, art bahçesi olarak gördüğü bu coğrafyada var yönetimlerin, kendi çıkarına müsait politikalar izlemesini istiyor, ters takdirde karşısına dikiliyor.

ÇOKULUSLU BİR GAUDİO HAMLESİ

2017 seçimlerinde mecliste çoğunluğu kaybeden, bunun üzerine meclisi feshedip kendince bir “kurucu meclis” oluşturan Nicolas Maduro, ardından gerçekleştirdiği devlet başkanlığı seçimine protestolar nedeniyle tek başına girdi ve kazandı. Ancak meşruiyeti tartışılan Maduro, ikinci 6 yıllık görevine başlarken, lağvedilen meclisin üyeleri de, anayasaya müsait yeni bir seçim yapılıncaya kadar meclis başkanı Juan Guaido’yu geçici reis olarak atadı. 23 Ocak’da son radde koordineli bir şekilde ABD, Kanada ve çoğu Latin Amerika ülkesi Guaido’nun devlet başkanlığını tanıdı.

Muhalif Guaido, lağvedilen meclis üyeleri tarafından geçici reis olarak atandı

BATI DÜNYASI ARTIK MADURO’YA “GİT” DİYOR

ABD’nin başını çektiği uluslararası ekonomik yaptırımlar altında, aka bir ekonomik krizle boğuşan Maduro, Latin solunun mevzi ve vizyon kaybettiği bir dönemde Meksika ve Bolivya dışında hiç bir komşusuyla sağlıklı münasebet kuramadı… Venezuela’da şimdi iki meclis ve iki liderin kendisini meşru duyuru etmesiyle benzerine pek rastlanmayan bir kriz yaşanıyor… Bölgesinde yalnızlaşan ve izole edilen Maduro Rusya, Çin, Türkiye, İran, Güney Afrika Cumhuriyeti ve Küba gibi ülkelerin destek mesajlarıyla mücadelesine devam ediyor. ABD, İngiltere, Fransa, Kanada başta olmak üzere garp kampı ve Güney Amerika’daki Lima Grubu olarak bilinen ülkelerin aka bölümü artık Maduro’ya “git” diyor. Venezuela konusunda dünyanın bu şekilde bölünmesi, hatta kutuplaşması, krize uluslararası ebat kazandırıyor.

Maduro, Bolivar portresi önünde basın toplantısında (Fotoğraflar: Reuters)

Krizin demokratik yol ve yöntemlerle aşılması olası olmazsa, küresel bir zor mücadelesine yol açma ihtimali en ürkütücü senaryo… Böyle bir durumda, ülkede iç harp yaşanma tehlikesi de sözkonusu…

Yeryüzündeki en güzel, en bereketli coğrafyalardan biri olmasına karşın Venezuela, varlık içerisinde yokluk yaşıyor,krizler, sorunlar bitmiyor… Ülkenin kaderini tayin edecek gelişmeler dünya gündeminde ilk sıralara tırmanırken, Venezuela halkı, olacakları endişeyle bekliyor.

VİDEO: VENEZUELA’DAKİ KRİZ NASIL GELİŞTİ?

Hakkında admin

Check Also

Trump’ın skandal kararında ‘bomba’ çıktı!

Amerikan New York Times gazetesinin haberine göre, Trump yönetimi,  Kongreye bu hafta Suudi Arabistan ve …

Bir cevap yazın